A Short Film about Love by Kieslowski

Aşk Üzerine Kısa bir Film 

Dekalog VI. 10 emirden biri. "Thou shall not commit adultery.". Yani zina yapmayın der kutsal kitap. Kieslowski de bu emirden yola çıkarak aşk üzerine kısa bir film çeker. 

Tomek karşı binada oturan Magda'yı takıntılı bir şekilde dürbünüyle gözetler. Onun her anını görebilmek için Magda'nın eve geliş saatlerini ezberler ve o saatte pencerenin karşısına geçmek için alarm kurar. Tomek için uzaktan sevdiği kadını gözlemek yetersizdir. Sırf ona yakın olabilmek için sabah 5'te kalkması gerekse de süt dağıtma işine bile girer. Her sabah Magda'nın kapısını çalar ve ona yeni bir süt şişesi verir. Filmdeki "stalking" diye adlanlandırabileceğimiz Tomek'in takıntılı hallerini gerçekçi bir bakış açısıyla yorumlarsak Tomek bir sapıktan öteye geçemez. Netice de herkes birinin evini gözetlemenen yanlış olduğunu bilir. Ancak Kieslowski'nin filmleri sembollerle ve metaforlarla doludur. Bu yüzden Tomek'in umutsuzca aşık olduğu kadını gözetlemesini metaforik anlamda ele almalıyız. Tomek yalnızca 19 yaşında ve oldukça saf duygularla hareket eden bir genç. Magda ise 30'larında ve aşka dair hiçbir inancı olmayan, aşkın varlığını reddeden bir kadın. Magda için aşk sadece cinsellikten ibaret olan bir oyun olabiliyor yalnızca. Tomek Magda'yı gözetlerken kendi benliğini de gözetliyor ve bizler de bu ikili arasındaki aşk-cinsellik çatışmasına şahit oluyoruz.

Tomek aşkın saf ve çocuksu halini bizlere anımsatan bir karakter. Henüz aşk yüzünden kalbi kırılmamış, toz pembe rüyalarından uyandırılmamış bir gençtir o. Hayattaki bütün amacı bir kadına olan sevgisi üzerine kuruludur. Zaman içerisinde Magda'nın eve aldığı erkeklerle olan ilişkilerini izleyememeye başlar. Onu düşünerek kendini tatmin etmekten de vazgeçer. Cinselliğe uzak bir tutumla ve kıskançlıkla Magda'yı sevmeye devam eder. Onun Magda'dan hiçbir beklentisi yoktur. Sevgisiyle kendini doyurur. Magda ona cinselliğin ne olduğunu gösterip aşkın cinsellik harici hiçbir şey ifade edemeyeceğini söylediğindeyse Tomek koşarak uzaklaşır ve banyosunda bileklerini keser. Magda'nın aşk üzerine her umutsuz söyleminde Tomek fiziksel acı ile hislerini geçiştirmeye çalışır. Kulaklarına buz kalıpları bastırır belki de hiç bunları duymamış olmayı dileyerek. Ancak Magda'nın da içerisinde bir yerlerde aşka dair hala bir inancı olduğunu seviştiği bir erkek kalbini kırdıktan sonra masada oturup ağlarken döktüğü süt şisesi bizlere gösterir. Dökülen beyaz süt masumluğun bir sembolüdür. Magda'ya her sabah süt taşıyan Tomek de ona aşkın kirlenmemiş halıni götürür. Magda'nın boş süt şişeleri Tomek sayesinde dolar.


Ayrıca bahsetmek istediğim bir karakter daha var. Filmde beyazlar içerisinde, ellerinde bavul taşıyan bir adamı yalnızca iki kez görürüz. Onu gördüğümüz ilk sahnede hava aydınlıktır. Tomek adamın yanından sevinçten kıpır kıpır bir halde geçer çünkü Magda onun dondurmalı kahve içme teklifini kabul etmiştir. Adamı gördüğümüz diğer sahnede ise artık gece olmuştur. Adam hala aynı yerde elinde bavuluyla şaşkınca yürümektedir. Bu sefer Tomek onun yanından hayal kırıklıklığıyla beraber geçer. Az öncesinde ilk defa Magda'nın çıplak tenine dokunmuştur. Magda için aşkın sadece cinsellikten ibaret olduğunu öğrenmiştir. Bana kalırsa bu adam hayatı simgeler. Hayat hem aydınlıkla hem karanlıkla varolur. Ancak o sessizdir. Yalnızca bir yolcu gibi bavuluyla ne olup bittiğini anlamadan ve hiçbir şeye etki etmeden yanımızdan geçip gider. Tomek'in acısına da sevincine de şahitlik eder öylece bakarak. 

Zaman geçtikçe ve hayat akmaya devam ettikçe bizler biraz daha kopuyoruz sevebilmekten. Henüz gençken ve cinsellik ne bilemezken sadece platonik olduğumuz aşklar bile delicesine mutlu ediyor bizi. Karşılık alamadağımız şeylere bile sadık kalabilmeyi beceriyoruz. Fakat biraz büyüdüğümüzde aşk idealize ettiğimiz gibi bir şey hiç değilmiş diyoruz. Kalbimiz kırıldıkça da ideal dünyadan gerçek dünyaya geçiyoruz. Yaşlanıyoruz. Her şey nasıl oldu da yüzeyselleşti bu kadar diye sorabiliyoruz kendimize. Çünkü artık arzularımız ve ihtiyaçlarımız sevgimizin önüne geçmeye başlamış oluyor çoktan. Benim anlatmaya çalıştığım şey bir ahlak dersi falan  hiç değil. Sadece bazılarımız için kalp kırıcı salt bir gerçek. Birini arzulamanın on emirde bahsedildiğinin aksine günah falan olduğunu da düşünmüyorum. Yalnızca aşkın arzularımızla beraber de yürütebileceği fikri unutuluyor bana kalırsa. Film de sanıyorum ki bundan ibaret. Bizlere nasıl da hissizleşip tüm o duyguları yüzeyde bir yerlerde bıraktığımızı gösteriyor.

Yorumlar